EYLÜL VE EKİM EĞİTİMLERİNDEN İZLENİMLER

Seha Karadeniz

Lütfi Kırdar’da bir göreve gidiyoruz. Sezin Tekin ve ben. Yoğun bir haftanın yoğun bir günü. İkimiz de günün ikinci görevine koşturarak yetişmişiz. Toplantı salonuna girer girmez, bizi bekleyen tatsız sürprizlerle karşılaşıyoruz. Toplantı sahibi firma hiç beklenmedik bir şekilde Lütfi Kırdar’dan ana toplantı öncesi ikinci bir salon açmasını rica etmiş. Bu salonda çeviri de gerektiren bir oturum yaptıktan sonra, daha önceden duyurulan programa ana salonda devam etmek isterlermiş. Lütfi Kırdar hemen bir salon daha açmış, oraya da alelacele bir kabin ve sistem kurmuş, aslında daha tam da kurulmamış, arkadaşlar hala çalışıyorlarmış… İkinci salonu göstermek üzere bize eşlik eden arkadaş bize durumu kısaca bu şekilde özetlemeye çalışırken Sezin’le ben de çaktırmadan bezgin ifadelerle birbirimize bakıyoruz, ve belli ki ikimizin de aynı düşünceler geçiyor: Eyvah. Son anda salon. Son anda kabin. Son anda sistem. Eyvah. Benim daha önce Fatma Artunkal’dan duyduğum bir tabirle “süngü tak operasyonu” başlıyor. Çünkü böyle bir senaryoda, olumlu bir manzarayla karşılaşmak mümkün değil. Mi?

Lütfi Kırdar’da bizi son derece kibar bir beyefendi karşılıyor. İkimizin de elimizi sıkıyor, hatırımızı soruyor. Sistemin henüz kurulmadığını ama en kısa sürede işlerinin biteceğini söylüyor ve son durumla ilgili bilgi veriyor. Sonra gururla, “Siz bizim yukarıdaki salonlarımızı gördünüz mü?” diyor. TKTD ile yapılan görüşmeler doğrultusunda, Anadolu Auditorium’unun kabinlerinde yapılan çalışmayı kastediyor. Cevabımızı beklemeden çabucak ekliyor, “Ama şu an görmeseniz aslında daha iyi olur zaten. Henüz çalışmalar devam ediyor. Bittiğinde gerçekten çok güzel olacak.” Yüzünde, sanki kabinlere kendisi girip çeviri yapacakmış gibi bir mutluluk, memnuniyet pırıltısı. Nigar Alemdar ile nasıl çalıştıklarını, Hande Güner’in ziyaretlerini, Hande Güner’le birlikte gelen “yabancı konuk”larının (Avrupa Komisyonu Sözlü Çeviri Hizmetleri Birimi’ndeki yöneticilerden olan Didier Hepsel’den bahsediyor) kendilerine nasıl yardımcı olduğunu aynı coşkuyla anlatıyor.

Aradan geçen zaman zarfında sistem kuruldu. Prova esnasında ortaya çıkan arazların giderilmesi için çeşitli formüller geliştirildi. Kabinimize biz istemeden sularımız geldi. Daha biz ağzımızı açmadan derdimizi anlayan bir ekiple çalışmanın dayanılmaz lüksü içerisinde çalışmaya başladık.

Başka bir gün. Başka bir görev. Başka bir mekan.
Fasılalar halinde devam eden bir toplantı, sistemi de daha önceki toplantılarda da kuran bir firma kuruyor. Daha önceki toplantılarda kabinle ilgili, sistemle ilgili bazı sorunlar yaşamışız. Konuşup anlaşmaya, derdimizi anlatmaya çalışmışız ama bir iyileşme sağlayamamışız. Karşımızda bizi ilgiyle dinleyen, iyi niyetle yaklaşan arkadaşlar bulmuşuz ama icraat yok. Arkadaşları harekete geçirememişiz. O yüzden daha toplantı salonuna yaklaşırken içimizde bir sıkıntı, “Bakalım günün menüsünde bugün ne var?” diye soruyoruz kendimize. Kimbilir hangi depodan aceleyle çıkarılıp aceleyle çatılan ve içinde rutubet kokusundan oturulmayan bir kabin mi? Yoksa simültane konsolunun dahi üzerine zor sığdığı, üstelik eğreti tutturulduğu için her an tehditkar bir şekilde sallanan daracık bir masa mı? Yoksa telsiz mikrofonlar devreye girdiğinde, sistemin top yekun iflas etmesi mi?
Mi?

Şaşılacak bir durum ama cevap: hiçbiri.

Salona giriyoruz. Kabin her zaman çalıştığımız kabin değil. Daha geniş, daha temiz. Büyük camlar. İçeride güzel, geniş bir masa. Daha profesyonel bir simültane konsolu. Daha önceki toplantılardan da tanıdığımız teknik arkadaş bizi karşılıyor. Yüzünde beklenti dolu bir gülümseme. “Kabinimizi beğendiniz mi?” diyor hemen. TKTD tarafından 9 Eylül tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen, Avrupa Birliği Komisyonu Sözlü Çeviri Birimi Teknik Hizmetler Dairesi Başkanı Didier Hespel’in de konuşmacı olarak katıldığı, teknik firma yetkilileri ve teknisyenlere simültane çeviri kabin ve ekipman standartları konusunda bilgilerin aktarıldığı toplantıya katıldıklarını, öğrendiklerini derhal uygulamaya koyduklarını ve işte bu “prototip” kabini yaptırdıklarını anlatmaya başlıyor bize. Ayrıca, her kabin için, prezantasyonların yansıtıldığı LCD ekranlar sipariş ettiklerini söylüyor. Bazı konularda muhtelif çevirmenlerin şikayetlerini, uyarılarını dinleyip bu sorunları çözmek için nasıl bir yol izleyeceklerine karar verememişler bir süre. TKTD’nin teknik firmalara yönelik bu toplantısı hızır gibi imdatlarına yetişmiş. Standartlara uygun bir kabin ve sistem sağlayabilmek için gerekli değişiklikleri yapmışlar, şimdi de yaptırdıkları prototipin mükemmele ulaşması için çevirmenlerin önerilerini dinliyorlarmış…

Bu olaylara benzer olayları daha sık yaşamaya başlayacağımızı düşünüyorum ben. Çünkü şimdiye kadar, münferiden konuşmakla, anlatmakla kendimizi dinletemediğimiz kişiler derdimizi anlamaya başlamış. Sıkıntılarımızın farkına varmış. Demek ki meslek kuruluşumuz çeviri camiasının gündemini belirleyebilmeyi başarmış. Sıkıntılarımızla, ihtiyaçlarımızla, mesleğimizin gerektirdiği standartlarla ilgili bir bilinç, bir farkındalık oluşmaya başlamış.

Hepimiz her iş günü, her sabah, gittiğimiz hemen her toplantıda mesleğimizin ne olduğunu ve neyi gerektirdiğini sil baştan anlatmak zorunda kalıyoruz. Bazen sabırla ve sakin sakin, bazen çileden çıkmış ve artık pes etmiş bir şekilde. Bazen de o kadar bıkıyoruz ki, boş veriyoruz ve sinir harbi yaşayıp yine anlaşılamamaktansa, kapris yapan çevirmen damgası yemektense başa gelen çekilir diyoruz ve susuyoruz; kör topal idare ediyoruz.
Teknik firmalara yönelik yapılan bu bilgilendirici toplantı sayesinde, bizim her sabah, her iş günü sil baştan anlattığımız gereksinimler, bir seferde, bir ağızdan bir kerede ilgili taraflara aktarılmış. Aynı konuları senelerdir temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp tekrar sofraya süren çevirmen- teknisyen ikilisi aynı çatı altında bir araya gelebilmiş, kendilerini birbirlerinin yerine koyabilmeyi başarmış. Ben, 8 Eylül’de Ankara’da, 9 Eylül’de İstanbul’da düzenlenen bu toplantılarla ne kadar önemli bir iş başarılmış olduğunu, olumlu etkilerini işimizde görmeye başladığımda fark ettim.

***

Bu sektörün bizim beklentilerimize cevap verecek şekilde gelişmesi, yine sektörü oluşturan bizlerin elinde elbette. Çevirmenler, teknik firma ve teknisyenler, işveren firmalar, organizasyon firmaları, toplantı salonu sağlayıcıları hatta çeviri ekipmanı üreticileri, hepimiz bugün yapacaklarımızla yarını şekillendiriyoruz.
Bireysel olarak yaptığımız her şeyin aslında koca bir camiayı etkilediğinin, ve camiamızın sadece bugününü değil yarınını da değiştirebileceğinin farkına varmanın en doğal sonucu daha bilinçli ve daha sorumluluk sahibi bir şekilde hareket etmek olmaz mı?

Okuldan mezun olduğum ve çeviri yapmaya yavaş yavaş başladığım ilk yılları hatırlıyorum da… Mesleğimi, okuldan bildiğim kadarıyla tanıyorum. Okulda bize aktarılanları biliyorum, meslekle ilgili bir resim çizilmiş kafamda yine de çok net bir resim değil bu.
Tam olarak kimim? Bu resimde neredeyim? Ne yapabilirim? Hem kendime, hem mesleğime faydalı olacak yol nereden geçiyor?
Bu dönemde, yaşça kendinden daha büyük ve daha deneyimli çevirmenlerle kabine girmenin ne kadar önemli olduğunu öğreniyorum. Bu fikir bana hiç de makul gelmiyor en başta. “Nasıl olur” diye düşünüyorum, iki çevirmen arasında müthiş bir deneyim, bilgi farkı var. İkisi aynı toplantıda aynı kabine giriyor. Toplantıda çeviriyi dinleyenler yarım saat, deneyim ve bilgisiyle konuya tamamıyla hakim olan, kendine ve ağzından çıkana güvenen, sakin bir ses tonuyla konuşan bir çevirmeni dinliyorlar. Sonraki yarım saat ise, deneyim ve bilgisi yetersiz olduğundan duyduğunu çevirme telaşına düşmüş, her ağzından çıkanı acaba ne zaman bir felakete sebep olacağım diye korkarak söyleyen ama yine de kuyruğu dik tutmaya çalışan bir çevirmeni dinliyorlar. İki çeviri arasındaki fark bana göre o kadar aşikar ki, yok diyorum.. usta ile çömezi birlikte çalıştırmanın bir mantığı olamaz!

Sonra zamanla, “garip” bir takım davranışlar geliştirdiğimi fark ediyorum. Bir bakıyorum ki, birlikte çalışmaya gittiğim, deneyimli çevirmenleri yakından, dikkatle izliyorum. Hatta taklit ediyorum adeta:
Toplantı başlamadan ne kadar önce salonda oluyor?
Nasıl giyinmiş?
Nasıl bir hazırlık yapıyor?
Nasıl bir kelime listesi hazırlamış? Toplantı yerinde nasıl yardım alıyor, kimlere nasıl danışıyor?
İşverenle nasıl bir iletişim kurmuş?
Kabin içerisinde nasıl çalışıyor?
Karşılaşılan sorunlarla, veya işverenin akıl almaz sayılabilecek istekleriyle nasıl başa çıkıyor?
Kendini ezdirmemek için gerektiğinde haklarını nasıl savunuyor?
Ve birlikte çalıştığım çevirmenleri bir gölge gibi izliyorum, her gördüğümü sonradan değerlendirme ve öğrenme amaçlı kaydediyorum (herhalde o dönem benimle aynı kabini paylaşan çevirmen arkadaşlarımı epeyce bezdirmişimdir). Yani ördeklerden hiç farkım yok, “imprinting” yoluyla bu meslekte hayatta kalma becerilerini edinmeye çalışıyorum.
Aslında TKTD’nin mesleğe yeni atılan çevirmenlere yönelik olarak hazırladığı 15 Ekim İstanbul toplantısında Rana Orhunöz’ün Kabin Adabı başlıklı sunumunda anlattığı şeyleri yapıyormuşum meğer; ama kendi ilkel yöntemlerimle ama emekleme hızıyla ama tam da ne yaptığımın farkında olmadan ve sadece faydalı bir şey yaptığıma inanarak. Yani tekerleği yeniden icat etmeye kalkıyormuşum meğer.

Üstelik mesleğe ilk başlarken, ne kadar “imprinting” yaparsa yapsın, insanın kendini özellikle araştırmaya, sormaya adamazsa öğrenemeyeceği çok önemli başka şeyler var:
A dili B dili nedir? Dil sınıflandırmaları neye göre yapılır? Benim için ne anlama geliyor? Uluslararası meslek kuruluşlarına üye olmak için ne gerekir? Böyle bir üyelik çevirmenlere ne gibi faydalar sağlayabilir?
TKTD kimdir? TKTD’ye üyelik için gereken şartlar nelerdir? Neden TKTD’ye üye olmak gerekir?
Konferans çevirmenliği yapmak istiyorum ama bu işi profesyonel bir şekilde yapabilmek için nelere dikkat etmek gerekir? Ne gibi haklarım, ne gibi sorumluluklarım var? Sorumluluklarımı gerektiği gibi yerine getirirken, haklarımı nereye kadar, hangi yollarla nasıl savunabilirim?

İşte 14 Ekim’de Ankara’da, 15 Ekim’de İstanbul’da AIIC Türkiye Bölgesi, Vega Ağı ve TKTD işbirliğiyle düzenlenen eğitim toplantılarına konuşmacı olarak davet edilen AIIC CACL Başkan Yardımcısı Adrienne Clark-Ott, TKTD Genel Sekreteri ve AIIC Türkiye Bölge Sekreteri Hande Güner (ve İstanbul’da onun yerine konuşmasını sunan TKTD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Şehnaz Tahir Gürçağlar), TKTD Aday ve Yeterlik Kurulu Başkanı ve AIIC PriMS Üyesi Nur Deriş Otoman sunumlarında bütün bu soruları etraflıca cevapladılar. Daha mesleğe başlarken bu soruların cevabını bilmek, meslekte nereye nasıl geleceği ile ilgili yön tayin etmesinde genç çevirmene kılavuzluk ediyor. Böylelikle meslekteki her adım daha sağlam, daha bilinçli atılıyor ve genç aday kendi geleceğini kendisi belirleyebiliyor.
Toplantıyı hevesle takip eden, not alan kalabalık bir katılımcı grubu vardı İstanbul’da. Hem yeni başlayan çevirmen adaylarının, hem yılların deneyimini biriktirmiş, duayen çevirmenlerin ortak bir platformda buluşması, sadece birbirlerini tanımaları, anlamaları, birbirlerine saygı göstererek çalışmaları için değil, aynı zamanda geleceği birlikte şekillendirmek ve bu piyasanın hepimizin haklarını koruyacak şekilde düzenlenmesini sağlamak için atılmış bir adım, hatta gösterilmiş bir iradedir.

Ben TKTD toplantılarında mesleğimle, meslektaşlarımla, meslek kuruluşumuzdaki arkadaşlarımızın hepimizin için yapmaya çalıştıklarıyla bir kere daha gurur duydum. Katılmak, paylaşmak ve uygulamak suretiyle bu sürecin işlemesine bir parçacık katkımız oluyorsa, çorbada birazcık tuzumuz oluyorsa ne ala diye düşünerek avundum.

Mesleğe başladığımdan bu yana belki ilk defa, benden yaşça büyük, deneyimce daha da büyük çevirmenlere bakıp imrenmek yerine, genç, yeni başlayan, daha az deneyimli meslektaşlarımıza bakıp imrendim. Keşke, ben de mesleğe ilk adımlarımı atarken onlar kadar mesleki bilgi donanımına sahip olsaydım diye içimden geçirdim. Genç meslektaşlarımızın uzman ağızlardan kendilerine aktarılan bilgileri en iyi şekilde kullanacaklarından hiç şüphem yok.

TKTD’de canla başla çalışıp bu toplantıları bizimle buluşturan, ilgili tarafları bir araya getiren, toplantı aralarında da çay-kahvesiz kalmayalım diye her türlü imkanı seferber edip çay-kahve-sıcak su taşıyan, paylaşılan bilgilerin kalıcı olması için broşür, CD olarak bilgilerin çoğaltılmasını, dağıtılmasını sağlayan, toplantılarda çeviri görevini üstlenen bütün meslektaşlarımıza can-ı gönülden teşekkürler.

Daha nice toplantılara, ve daha güzel bir geleceğe…
Kılıcınız keskin olsun.